Türkçe Yardım Forumu Servisi ( www.webyardim.org ) 2008 - 2017

Hoşgeldiniz!, Misafir
3554 Gündür yayındayız Toplam Mesajınız: 16777215
 
AnasayfaAramaSSSHtml Deneme AlanıTopListKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
En son konular
» Tüylü Kaçak izle
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:47 pm

» Cesur tom ve sihirli ayna izle
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:46 pm

» GEzegen 51
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:45 pm

» Büyüler Evi Sihirbaz kedi izle
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:42 pm

» Seni Seviyorum Adamım izle
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:40 pm

» Olmaz böyle şey izle
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:39 pm

» Sen benim herşeyimsin izle
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:38 pm

» Kral berber izle
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:38 pm

» Sessiz Yalanlar izle
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:37 pm

» Küçük ortak izle
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:36 pm

Kimler hatta?
Toplam 8 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 8 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 163 kişi C.tesi Nis. 03, 2010 9:02 pm tarihinde online oldu.

Paylaş | 
 

 Başbuğ'dan 3. mektup: O intihar insanlık suçu!

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Blackdream
Yönetici
Yönetici
avatar

Erkek
Zodyak : Akrep
Mesaj Sayısı : 56277
Yaş : 31
Nereden : Bursa
İş : Makine Teknikeri
Kayıt tarihi : 24/01/08
Rep Puanı : 28
Rep Puanı : 231948

MesajKonu: Başbuğ'dan 3. mektup: O intihar insanlık suçu!   Paz Mart 24, 2013 4:59 pm

Ergenekon davası mütalaasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası
istenen eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ'un, "Türk
Milletine Savunmamdır" başlıklı 3. yazısı adına kurulan internet
sitesinde yayınladı.
Yazısında, Yarbay Ali Tatar'ın intihar etmesi olayının bir insanlık suçu olduğunu çizen İlker Başbuğ, “Geçtiğimiz
günlerde ise bu davayı yürüten mahkemenin 'amirallere suikast diye bir
dava yoktur' dediği basında yer aldı. Şimdi soruyorum. Savcılar bu
işlenen insanlık suçu karşısında ne yapmışlardır? Ne düşünüyorlardır?”
dedi.
İlker Başbuğ mektubunda şunları yazdı:
Savcılara göre, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızan ve ilerleyerek Türk
ordusunda Genelkurmay Başkanlığı'na, örgütte de üst düzey yöneticiliğe
yükselen, 26'ncı Genelkurmay Başkanı'na yöneltilen diğer bir suçlama ise
şöyledir: Örgütün amaçları doğrultusunda yapmış olduğu basın
açıklamaları ve değişik faaliyetlerle, devam eden ergenekon terör
örgütüne yönelik soruşturma ve kovuşturmaları etkilemek amacıyla alenen
sözlü ve yazılı beyanlarda bulunmak…”
BU İDDİAYI SÖYLEYENLER TÜRK ORDUSUNU TANIMIYOR
Böyle bir iddiayı ileri sürebilmek için insanın Türk ordusunu hiç
tanımaması, anlamaması, Türk ordusunu başka kuruluş ve yapılarla
karıştırması gerekir. Bu iddia çirkindir, ağırdır. Bu iddia ile Türk
milletinin aklı ile alay edilmekte, binlerce yıl geçmişi olan devlet
anlayışı da yerle bir edilmektedir. Bazı savcılar böyle bir durumun
olabileceğini çeşitli nedenlerle düşünebilirler. Ancak, bu
düşündüklerini bir hukuki belgeye yazma noktasına gelmişlerse, bir hukuk
devletinin gereği olarak yazdıklarının dayandığı somut delilleri de
ortaya koymak zorundadırlar. En azından şunu söylemeleri gerekir; 26'ncı
Genelkurmay Başkanı bir türlü somut olarak ortaya konulamayan örgütün
amaçları doğrultusunda bu şekilde hareket etme talimatını kimden, ne
zaman, nerede, nasıl almıştır? Mütalaada iddia edilen örgüte ilişkin
hiçbir yapılanma bilgisi olmadığı gibi, elbette bu soruya cevap olarak
ta hiçbir şey yoktur.
ORUÇ REİS KONUŞMASI
Mütalaada, savcılara göre suç unsuru teşkil edebilecek iması yapılan
özellikle arz eden bir iki örneğe ağırlık verilmektedir. Bunlardan
birincisi, 17 Aralık 2009 günü Trabzon'da yapılan konuşmadır. Bu
konuşmadan sadece şu cümle alınmıştır: "TSK'ye karşı yürütülmekte olan
asimetrik psikolojik harekata değinmek için, özelikle Oruç Reis
Fırkateyni'ni seçtim, bunun özel bir anlamı vardır. Herhalde bunu herkes
açıkça ne demek istediğimi de anlamaktadır." Ceza Muhakemesi Kanunun
160. maddesine göre, savcılar hem lehte hem de aleyhte olan delilleri
toplamakla sorumludurlar.
Ama maalesef bu hukuki sorumluluğun yerine
getirildiğine dair, mütalaada hiçbir şey yoktur. Savcılar eğer Trabzon
konuşmasına CMK'nın 160'ncı maddesine göre baksalardı, ne kadar anlamsız
bir işle uğraştıklarını kolaylıkla görebilirlerdi. Konuşmada
söylediklerim: "Son zamanlarda artan toplumsal olaylarda şiddete
başvurulduğunu görmekteyiz. Bu olaylar hiçbir şekilde kabul edilemez.
Herkes itidal ile hareket etmelidir. Toplumsal çatışma hiç kimseye ve
ülkemize fayda sağlamaz. Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı yürütülmekte
olan asimetrik psikolojik harekata ilişkin bazı hususlara değinmek
istiyorum. Ciddi hukuk devletinde imalı konuşmalara, dedikodulara yer
yoktur. Türk Silahlı Kuvvetlerine haksız yere her gün gündemde tutarak,
gerçek dışı olaylara, yalanlara dayalı, önyargılı olacak bazı çevreler
tarafından asimetrik psikolojik harekat yürütülmektedir. Adli makamlar
ihbar mektuplarına özellikle itirafçıların ve gizli tanıkların
verdikleri ifadeler karşı daha duyarlı ve daha dikkatli hareket
etmelidir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nde hiçbir zaman hataları örtme,
suçluları koruma durumu olmamıştır. Gün, birlik, beraberlik ve bütünlük
günüdür."
SÖZLERİMDE İŞBİRLİĞİ ÖNERİSİ VARDI
Bu ifadelerde ne hükümet aleyhine söylenmiş bir söz, ne de yargılamayı
etkilemeye yönelik bir söz vardır. Aksine itidal, duyarlı ve dikkatli
hareket edilmesine tavsiye ve işbirliği önerisi vardır. Deniz Kuvvetleri
personeline yönelik "KAFES EYLEM PLANI" ile ilgili soruşturmaya 5 Kasım
2009 günü başlanılmıştır. 19 Kasım günü de gizlilik yine ihlal
edilerek, bir gazete de "Kod adı Kafes" manşeti ile soruşturmaya ait
haberler sayfa sayfa yayınlanarak adı geçen personel adeta mahkum
edilmiştir. 29 Kasım günü kadar geçen sürede de 29 Deniz Kuvvetleri
personeli Poyrazköy davası nedeniyle ifadeye çağrılmıştır. Bu olayların
Deniz Kuvvetleri personeli üzerinde olumsuz etkiler yarattığı ortadadır.
YARGISIZ İNFAZLARA KARŞI SAVCILAR NE YAPTI?
Bu durumlara karşı bir Genelkurmay Başkanı'nın sessiz kalması
düşünülemez. O komutasında, Oruç Reis Fırkateyni'nde, 17 Aralık günü bir
konuşma yapmasından da daha doğal bir şey olamaz.Burada esas doğal
olmayan, isyan edilmesi gereken diğer olaylar vardır. Soruşturma
safhasında, insanların teşhis edilmesi, aşağılanması ve yargısız infaz
edilmelerine karşı ısrarla durmamıza rağmen savcılar ne yapmışlardır?
ALİ TATAR ONURLU VE ŞEREFLİ BİR TÜRK SUBAYIDIR
Deniz Öğretmen Yarbay Ali Tatar, 5 Aralık'ta tutuklanmış, 16 Aralık'ta
ise serbest bırakılmıştır. İşin garibi; Trabzon konuşmasından bir gün
sonra 18 Aralıkta hakkında tekrar yakalama kararı çıkartılmıştır.
Kendilerine yöneltilen suçlamalar arasında iddia edilen, kamuoyuna o
şekilde yansıtılan, "amirallere suikast" davası da vardır. Böyle ağır
bir ithamı kabullenemeyen, onurlu ve şerefli Türk subayı Ali Tatar
intihar etmiştir. Geçtiğimiz günlerde ise bu davayı yürüten mahkemenin
"amirallere suikast diye bir dava yoktur" dediği basında yer aldı. Şimdi
soruyorum, savcılar bu işlenen insanlık suçu karşısında ne
yapmışlardır? Ne düşünüyorlardır?
Mütalaada yer alan, suç unsuru
olarak görülmeye çalışılan ikinci konu ise; bir gazetede yer alan
röportajdır. Savcılar röportajdan şu kısmı almışlardır: "Ama işte bunlar
sabrı taşırıyor. Bütün bunlar benim askerimin moralini bozuyor. Ben
askerimin moralini bozan herkesle savaşırım." 11 Şubat 2010'da yapılan
röportajda şu konulara değindim: "Deniz Kuvvetleri sürekli gündemde.
Kendi komutanına suikast yapmayı planlayan bir yapı olur mu? Deniz
Kuvvetleri üzerinde ciddi bir karalama kampanyası var. Aşırı maksatlı.
5. İddianamede suikast suçlamasına yönelik ceza istenilmesi var mı? Yok.
Aylarca suikast diye bağırdılar. Yokmuş, yeter yahu. Karadeniz'in önemi
gittikçe artıyor. Doğu Akdeniz'deki zaten malum. Denizler önemli. Benim
kaygım yok. Deniz Kuvvetlerimiz çok güçlü. Modern. Ama son olaylarda
Deniz Kuvvetlerindeki personelimizin moral durumunda ciddi sıkıntılar,
ciddi sorunlar var. Hepsinin komutanı olarak bu beni rahatsız ediyor.
Askerin morali sadece benim sorunum değildir. Bu ülkenin sorunudur.
Morali bozuk bir Ordu, ülkenin sorunudur.Ben askerimin moralini bozan
herkesle savaşırım."
SÖZLERİMİN ARKASINDAYIM
Evet, ben bugün de bu sözlerimin arkasındayım. Genelkurmay Başkanlığı
görevinden ayrıldığım son dakikaya kadar, yetki ve sorumluluklarım
çerçevesinde haksızlıklara karşı mücadele ettim, bu yapılanlara karşı
hiçbir zaman sessiz kalmadım. Bu benim, Türk Ordusuna komuta eden bir
Komutan olarak görevimdi, sorumluluğumdu. Aksini düşünenlere
şaşarım.Savcılara göre yapılan bu konuşmalarla iki suç
işlenmiştir.Birincisi, Ergenekon Terör Örgütüne yönelik soruşturma ve
kovuşturmalar etkilenmek istenilmiştir. İkincisi, böylece devlet
yöneticileri baskı altına alınmaya çalışılmıştır.
İDDİALAR TEMELSİZDİR
Konuşmalar ortada. İki iddia da temelsizdir. Ama hala bu konuda ısrar
edilmek isteniliyorsa, şu sorulara cevap verilmesi gerekir.Eğer bu
konuşmalarda savcıların düşündüğü gibi iddia edilen suçlar işlenmiş ise,
konuşmaların akabinde neden ilgililer tarafından gerekli yasal
yaptırımlara başvurulmamıştır. Çünkü, bu konuşmalar doğrudan kamuoyuna
aksetmiş, aleni şekilde yapılan konuşmalardır. Neredeyse 4 sene
geçtikten sonra belirli amaç bu konuşmalara dört elle sarılmaya
çalışmak, bir hukuk devletinde olacak birşey değildir.

_________________________________________________


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.webyardim.org
 
Başbuğ'dan 3. mektup: O intihar insanlık suçu!
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» küresel ısınma (2070'ten gelen mektup

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Türkçe Yardım Forumu Servisi ( www.webyardim.org ) 2008 - 2017 :: GeneL Forum :: Haber Özetleri-
Buraya geçin: