Türkçe Yardım Forumu Servisi ( www.webyardim.org ) 2008 - 2017

Hoşgeldiniz!, Misafir
3593 Gündür yayındayız Toplam Mesajınız: 16777215
 
AnasayfaAramaSSSHtml Deneme AlanıTopListKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
En son konular
» Tüylü Kaçak izle
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:47 pm

» Cesur tom ve sihirli ayna izle
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:46 pm

» GEzegen 51
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:45 pm

» Büyüler Evi Sihirbaz kedi izle
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:42 pm

» Seni Seviyorum Adamım izle
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:40 pm

» Olmaz böyle şey izle
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:39 pm

» Sen benim herşeyimsin izle
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:38 pm

» Kral berber izle
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:38 pm

» Sessiz Yalanlar izle
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:37 pm

» Küçük ortak izle
tarafından Blackdream Paz Ağus. 20, 2017 2:36 pm

Kimler hatta?
Toplam 8 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 8 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 163 kişi C.tesi Nis. 03, 2010 9:02 pm tarihinde online oldu.

Paylaş | 
 

 Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Ders Notları

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Blackdream
Yönetici
Yönetici
avatar

Erkek
Zodyak : Akrep
Mesaj Sayısı : 56277
Yaş : 32
Nereden : Bursa
İş : Makine Teknikeri
Kayıt tarihi : 24/01/08
Rep Puanı : 28
Rep Puanı : 231948

MesajKonu: Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Ders Notları   Ptsi Nis. 06, 2009 11:29 am

ÜNİTE - 24 ATATÜRK İLKELERİ (1) CUMHURİYETÇİLİK
Devlet, belli sınırları içinde yani bir ülkede yaşayan insanların kendi
içlerinden çıkardıkaları bir güçle, yani egemenlikle örgütlenmesi
sonucu oluşan bir toplumsal kurumdur.
Ülke-insan topluluğu ve egemenlik her devletin oluşmasında temel
taşlarıdır. Ancak ülke, doğal kaynak, nüfus açılarından devletler
arasında fark olduğu gibi, egemenliğin kaynağı ve kullanılışı
bakımından da önemli ayrılıklar bulunur.
Hukuk ve siyaset bilimleri dilinde "devlet biçimi" deyimi ile bir devletin egemenlik kaynağı ve kullanılış tarzı anlaşılır.
MONARŞİ VE DEMOKRASİ
Genelde üç çeşit devlet biçimi varır: Egemenlik aynı soydan gelen bir
kişi tarafından kullanılıyorsa "Monarşi", belli kimselerden oluşan bir
grubun elinde ise "Oligarşi", toplumun bütününe ait olursa "Demokrasi"
söz konusudur.
Egemenlik biçimlerini bir başka ayrım içinde de görebiliriz. Bu ayrımda
şu ölçü esas alınır: Egemenliği kullananların bir seçim sonucunda veya
seçime dayalı olmadan bu hakka sahip olmaları.
Böyle bir ayrımda iki ana grup devlet çeşidi belirir. Birinci gruptaki
devletler de egemenlik ya belli bir soydan gelen aile üyelerinin biri
tarafından geleneklere göre kullanılır.
Bu tür devletlerde "seçim" olgusu yoktur. Bu grup "monarşi" sözcüğü ile
ifade edilir." Krallık "Padişahlık", imparatorluk, "sultanlık" monarji
kavramının değişik adlarından ibarettir.
Egemenliği kullanan kişi belli bir aileden gelmeyebilir; bu kişiler
çeşitli toplumsal ve siyasal bunalımların doğurduğu belirsizlik
zamanlarında bazı etkili grupları arkalarına alarak egemenliği ellerine
geçirirler. Bu tür devletlere "totaliter" yani diktatörlüğün bütün gücü
elinde topladığı devletler diyoruz.
Birde egemenliğin birden çok soydan gelen belli sayıdaki ailelere ait
olduğu bir devlet biçimi vardır ki buna da "oligarşi" ve ya
"aristokrasi" denilmektedir.
CUMHURİYET
Egemenliği kullananların seçimle işbaşına geldikleri devletlerin genel
adı "cumhuriyet" sözcüğü ile ifade edilir. Ancak seçim bir kez değil,
belli aralıklarla yapılır.
Seçim bir kez olur ve bununla egemenlik süresiz olarak birine verilirse karşımıza yeniden monarşi veya diktatörlük çıkar.
CUMHURİYET ÇEŞİTLERİ
Cumhuriyetin çeşitlerini saptayabilmek için her-şeyden önce seçimi
kimlerin yaptığı önemlidir. Eğer egemenlik hakkını kullanacakları çok
sınırlı sayıda kişiler seçer ve halkın çoğunluğuna bu yol kapalı
tutulursa o zaman oligarşik bir cumhuriyet söz konusudur.
Bu seçim toplumun bütününü hiç olmaza önemli bir ölçüde
karşılayabilecek derecede geniş kesimlerce yapılıyorsa o zaman "halka
dayalı" bir Cumhuriyetten söze dilebilir. Gerçek bir Cumhuriyet için,
seçimin çok geniş halk katılımı ile yapılması gereklidir, ama yeterli
değildir.
Ancak halk seçimi özgürce yapabiliyorsa belli-başlı düşünce akımlarının
yandaşları siyasal partiler kurup halkın karşısına çıkabiliyorlarsa, o
zaman demokrasinin de içinde bulunduğu bir Cumhuriyet söz konusudur.
Bu iki ana devlet biçiminin arasında kalan önemli bir tür daha vardır.
Bu tür aslında "monar-şi"nin bir çeşididir. Bu türde halk ve hükümdar
egemenliği bir ölçüde paylaşırlar.
Bu tür monarşilerde e-gemenliği aslında halk kullanır, ama devletin
başı o-lan hükümdar egemenliğin tarihsel ve geleneksel açıdan kuramsal
da olsa sahibidir. Bu devlet biçimine "Meşruti Monarşi" adı verilir.
Osmanlı imparatorluğunda çeşitli milletler için eşitlik getiren olay
islahat fermanı, kişilerin can, mal güvenlikleri ise tazminat fermanı
ile sağlanmıştır.
CUMHURİYET VE DEMOKRASİ
insanların bütün temel haklarına, sahip olmasına, toplum içinde
.çeşitli düşüncelerin temsil edilebilmesine, yurttaşın yöneticilerini
bu düşünce akımlarım mensupları arasından serbestçe seçebilmesine,
onları her zaman denetleyebilmesi esaslarına dayanan bir rejimdir
demokrasi.
Bu mekanizmanın işlenebilmesindeki temel koşut ise "eşitlik"tir.
Yasalar karşısında bütün yurttaşlar eşit değilse demokrasiden söz
edilemez.
Diğer bir ifade ile "halkın kendini dilediğince yönelebilmesi"
anlaymına gelen demokrasi eski Yunanca'dan geliyor. "Demos" halk
"kratos" yönetim demektir. Bugün "demokrasi" biçimine dönüşen sözcük
"hak yönetimi" anlamına geliyor.
Demokrasi üç ana biçimde uygulanır: Bunlardan birincisi; "doğrudan
demokrasidir. Yurttaşlar hiçbir aracı olmadan toplanıp kendilerini
yönetmek için gerekli kararları alırlar.
İlkçağda bazı ufak kent devletlerinde uygulanan bu yöntem artık
gerçekleştirilemez. Çünkü milyonlarca kişinin biraraya gelmesi mümkün
değildir. İkincisi "Temsili demokrasi"dir.
Yurttaşlar özgür iradeleri ile belli bir süre için temsilciler seçip,
bu temsilcilere geçici bir yetki verirler. Böylece bu temsilciler ulus
adına egemenlik hakkını bir süre için kullanırlar.
Üçüncü yöntem ise "Yarı doğrudan demokrasi"dir. Bu yöntemde
temsilcilerin kabul etmek istedikleri veya kabul ettikleri yasalar
halkoyuna sunulur. Fakat demokrasilerin çoğunluğunda esas olan
"temsil"dir. Halk oylamasına çok önemli ve ender durumlarda gidilir.
ATATÜRK CUMHURİYETÇİLİ?İ
Cumhuriyet 29 Ekim 1923 tarihinde ilan edildi ve bugüne kadar Türk devleti'nin temeli olarak kaldı.
Cumhuriyetin temelinde "seçim" yatar. Egemenlik hakkını ulus adına
kullanacak olanların geçici birsüre için seçilmeleri gerekir. Atatürk
de egemenliği kesinlikle ulusta görüyordu.
Egemenlik bir bütün olarak ulustan başka bir yerden, birkişiden, bir
aileden kaynaklanamaz. Ulus belki egemenliğini birine "emanet" eder.
Atatürk bu noktada Osmanlı ailesinin egemenlik savını kesinlikle
reddetmektedir.
Onlar bu egemenliği gerçi ulustan "emanet" olarak almışlardır, ama bu
zorlama ile olmuştur. Bu nedenle ulus, iradesini gerçekleştime olanağmı
yitirmiştir.
Egemenliğin kaynağı kesinlikle ulus ve onun bütün bireyleri olunca
başka her türlü egemenlik savı ortadan kalkar. Egemenliği ulusun
seçtiği üyelerden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi ulus adanı
kullanır.
Ulusu temsil eden ulusal irade, ulus adına sınırlı ve belirli bir zaman
için manevi kişiliğini de belirten Millet meclisi de en sonunda ulusça
yenilenmekle karşı karşıyadır.
Özde olan ulustur. Egemenlik onun olduğu gibi, yönetim hakkı da
onundur. Atatürk'ün Cumhuriyet anlayışının temelinde ulusal egemenlik
vardır. Egemenliğği kullananlar cumhuriyet rejiminde seçimle başa
gelirler.
DEMOKRASİ
Atafürk demokrasinin en üstün yönetim biçimi olduğunu belirtiyor. O
demokrasiyi "siyasal özgürlüğü" sağlayan bir sistem olarak veya faşizm
gibi bir-zorlayıcı toplumsal dayanışma olarak görmüyor. Demokrasi
tamamen siyasaldır ve bir akıl düzenini gösterir.
Demokrasi "siyasal ve düşünseldir" sözü bunu açıkça belirtiyor.
"Demokrasi vatandaşın insan sıfatıyla egemenliğe katılmasıdır" diyor ve
buradan da genel eşitlik ilkesini demokrasinin bir diğer temeli
yapıyor. Bu eşitlikten "bütün bireylerin aynı siyasal hakka sahip
olmaları anlaşılacaktır. Bu da genel ve eşit oy hakkıdır.
Atatürk "Demokrasiye Muhalif Asri Cereyanlar: (Günümüzde demokrasiye
aykırı akımlar)" başlığı altında şöyle demektedir: "Demokrsi günümüde
bazı akımlarca tehdit ediliyor.
Bunların en önemlileri Bolşevizmile Faşizmdir. Bu akımlarda ortak olan
yön özgürlükleri sona erdirmeleri ve toplum ile bireyin çıkarları
üzerine belli zümreleri çıkartmalarıdır. Bu akımlara rağbet etmek
mümkün değildir.
Bizde herkes hakça, çıkarca ve özgürlükçe eşittir." Atatürk böylece
sözde Cumhuriyet olan bazı totaliter sistemleri reddetmekte,
özgürlükçü, demokratik bir cumhuriyet yandaşı olduğunu ve açık biçimde
göstermektedir.Günümüzde demokrasi mekanizmasının işlemesindeki temel
ilke eşiitliktir. Uygulanış biçimi temsilidir.
ÜNİTE - 25 ATATÜRK İLKELERİ (2) MİLLİYETÇİLİK
Klan, aralarında akrabalık bulunan, ortak bir toteme inanan insanların
oluşturduğu bir topluluktur. İnsanlar çok uzun bir süre klan aşamasında
kalmışlar, daha geniş birliklere yaşamıştır.
Giderek aynı çevrede yaşayan klanların birleşmeye başladıkları
görülüyor. Büyük bir olasılıkla, "aynı çevrede bulunma" klan üyelerinin
ortak bir soya dayandığı görüşünü uyandırmuş olmalıdır.
Böylece "aşiret" oluşmuştur. Ortak çıkarları, birbirleriyle olan
ekonomik ilişkileri, savunma zorunlulukları bazı aşiretlerin de
birleşerek daha büyük örgütlü toplulukların oluşması yolunu açtı.
Böylece "Kabileler" ortaya çıktı.
ULUS (MİLLET) KAVRAMI
"Kabileler Birliği" anlamında olan "ulus" sözcüğü Moğolca'dan
gelmiştir. Bugün Türkçemizde "millet" ile "ulus" aynı manada
kullanılır. BAtıda ulusun karşılığı nation dur
ULUSU BELLİ BİR IRKA DAYANDIRAN GÖRÜŞ
Ulus özelliğini yalnız ırkla açıklamak yanıltıcıdır. Ayrıca artık
ırkların "ayrılığından" söz etmek kesinlikle mümkün olmadığını göre ırk
esasını ulusun ölçüsü yapmak bilimsellikle bağdaşmıyor. Örneğin
Amerikalıların soy birliği yoktur.
ULUSU BELLİ BİR DİNE DAYANDIRAN GÖRÜŞ
Din; inanca dayanan bir kurumdur, dinin birleştirici olması için
toplumdaki insanların çok büyük bir çoğunluğunun aynı inanca sahip
olmaları gerektir.
Öte yandan bir din, aynı toplumda, bir başka dinle eşit koşullar
altında bir arada olamaz. Gene, birbirinden çevre, toplumsal statü,
çıkar bakımlarından çok farklı insan toplulukları aynı dine
inanabilirler ama, biraraya gelip ortaklaşa bir ulus yaşamı süremezler.

ULUSU BELLİ BİR DİLE DAYANDIRAN GÖRÜŞ
Dil konusunda ırk ölçüsüne göre daha geniş düşünmek gerekir. Dil bir
iletişim ve kültür aracıdır insanların birbirleriyle anlaşabilmesinin
tek yoludur.
Bu bakımdan aynı dili konuşunlar daha rahatça birarada yaşayabilirler.
Gerçekten ırk bakımından kökenleri ayrı olduğu halde aynı dili konuşup
bir ulus durumunu almış topluluklar vardır.
Diğer yandan, sayıları pek fazla olmamasına rağmen bazı uluslarda dil
birliği yoktur. Sonuçta ortak kullanım dilde ortak bir ölçüt değildir.
Mesela Suriye'lilerin dil birliği yoktur.
Ulus olmanın ölçüsü olarak erişilen öğenin özelliği daha çok "manevi"
bir yöne sahip bulunmasıdır. Bu ölçü "tarih, gelecek ve kültür birliği
ile bu değerlere olan inançtır. Türklerde en eski ulus kavramını
somutlaştıran eser Orhun yazıtları olduğu biliniyor.
ULUSÇULUK (MİLLİYETÇİLİK)
insanoğlunun bugüne değin erişebildiği en mükemmel toplu yaşama
biçiminde "ulusçuluk-milliyet-çilik" denilen bir takım çıkmıştır.
Ulus aşamasına gelmiş bir topluluğun üyelerinde, içlerinden çıktıkları
u-lusun yücelmesi, ilerlemesi, haklarının en iyi biçimde korunabilmesi
duygu ve ülkülerinin bulunması çok doğaldır.
Başka bir deyişle, ilkel topluluklarda bulunmayan bireycilik, ulusta
vardır. Ama bu, bilinçli bir bireyciliktir; kişinin içinde bulunduğu
ulusa ait olma, kendisi yücelirse ulusun da yüceleceği duygusu ve
inancıdır, işte bu duygu ve inanca sahip olma ve bunları geliştirme de
"ulusçuluk" kavramı ile belirtilir. Ulusçuluk akımının Batıdaki ilk
çıkışları 18.yy ve 19.yy aralarına denk gelir.
TÜRKLER'DE MODERN ULUSÇULUK DUYGUSUNUN UYANMASI
Türk ulusçuları bir arayış içinde iken ünlü bir bilim adamı olan Ziya
Gökalp'in '1876-1924) belirişi çok önemli bir aşamaya geçilmesini
sağlamıştır.
Ziya Gökalp "ulus"un niteliği üzerinde düşünen ilk bilim adamımızdır.
Herşeyden önce, en ülküsel toplum yaşayış biçiminin "ulus" olduğunu
belirterek, o güne kadar var olan Osmanlıcılık veya islamcılık
akımlarının "ulus" kavramını karşılayamadığını belirtmiştir.
ATATÜRK'E GÖRE TÜRK ULUSU
Atatürk önce her ulusa uyacak bir tanım yapar. Bu tanım şöyledir:
- Zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan;
- Beraber yaşamak hususunda müşterek arzu ve mavafakatte samimi'olan;
- Ve sahip olunan mirasın muhafazasına beraber devam hususunda
iradeleri müşterek olan insanların birleşmesinden vücuda gelen cemiyete
"millet" adı verilir.
Atatürk'ün bu tanımı ve açıklaması ilk ulus sayılmanın baş koşulu
olarak manevi öğeyi göstermiştir. O'na göre bu ölçü, bugünün uygar
düşüncesine göre diğer ülçülerin çok daha üzerinde yer aly-maktadır.
Atatürk'e göre, Türk ulusunun oluşmasında etkili bulunduğu görülen doğal ve tarihsel olgular şunlardır:
- Siyasal varlıkta birlik;
- Dil birliği;
- Yurt birliği;
- Irk ve köken birliği;
- Tarih akrabalığı.
ATATÜRK'E GÖRE TÜRK ULUSÇULU?U
Atatürk, ulusallığı şöyle tanımlıyor; Bir ulusun diğer uluslara oranla
doğal veya sonradan kazanılmış özel karakter sahibi olması; diğer
uluslardan farklı bir yaşayış göstermesi; çoğunlukla onlardan ayrı
olarak ama onlarla koşut bir gelişme içinde

DEVLETÇİLİK
Devletçiliği sadece ekonomi alanıyla sınırlamak, bizim görüşümüze göre
kavramı son derece daraltmak olur. Devlet varlığı gereği, toplumun her
kesimine ve kurumuna gereksinmeler doğdukça müdahale eder ve bu onun
devletlik niteliğinin zorunlu ve doğal bir sonucudur.
Bu müdahalelerin kuralları, ölçüsü genel ve geniş anlamda devletçiliği
doğurur. Ama bir önemli gerçek vardır: insanların en yaşamsal
gereksinmeleri hep ekonomi alanında belirir.
Bundan dolayı "devletçilik" denildiği zaman ilk akla gelen "ekonomi
alanında devlet müdahalesi" oluyor. Osmanlı imparatorluğunda soylular
kesimi yoktu.

_________________________________________________
[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.webyardim.org
Blackdream
Yönetici
Yönetici
avatar

Erkek
Zodyak : Akrep
Mesaj Sayısı : 56277
Yaş : 32
Nereden : Bursa
İş : Makine Teknikeri
Kayıt tarihi : 24/01/08
Rep Puanı : 28
Rep Puanı : 231948

MesajKonu: Geri: Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Ders Notları   Ptsi Nis. 06, 2009 11:29 am

TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NDE DEVLETÇİLİK
Devlet pek çok alanda gösterdiği kararlı müdahaleyi ekonomi alanında
tam olarak gösterememiştir, bunun sebepleri ise; ekonomi alanında
özellikle sanayileşmede özel girişime olanaklar tanınması
kararlaştırılmıştı; bu konuda özendirici önlemler de alınmıştı.
Ama, ekonomi alanında özel girişimin bilgi ve sermaye birikimi hiç
denilecek derecede azdı. Yurdun ise öncelikle sanayileşmeye gereksinimi
vardı. Devlet 1931 yılına kadar ekonomi alanında kendini tam olarak
duyuramamıştır. O yıldan itibaren ekonomik devletçilik, görüşü
benimsendi ve uygulamaya konuldu.
Devlet önemli bazı alanlarda üretimi doğrudan doğruya kendisi
gerçekleştirecekti; para ve kredi işleri düzen ve denetim altına
alınacaktı; planlı sayılabilecek bir ekonomi uygulamasına geçilecekti.
ATATÜRK'ÜN DEVLETÇİLİK ANLAYIŞI
Atatürk'e göre, devletçiliğin ölçüsü şudur; Yurttaşın gelişmesi,
yücelmesi için gerekli alanlara devlet müdahale edecektir, etmelidir.
Ama bu eşitlik ve özgürlük esasına dayanan bir müdahale olmalıdır.
Atatürk "ekonomik devletçilik" hakkında ise şu tespiti yapmıştır; Bir
rejimi kurup koruyabilmek için bireyleri, devletin düzeni ve kuralları
içinde özgür kılmak gerektir.
Bu nedenle birey ekonomi alanında da rahat davranmalıdır. Ama bazı
ekonomi alanları toplumun bütününü doğrudan doğruya ilgilendirmektedir.
Bugünkü deyimle bunlara "altyapı" alanları diyebiliriz
Atatürk geniş anlamıyla devletçidir. O'na göre gereken konularda devlet
yurttaşla ilgilenmek zorunluluğundadır. Ekonomik alanda ise Atatürk'ün
görüşü esnektir.
Atatürk bu bakımdan katı bir devletçilik ilkesi koymamıştır. Fakat
devletin ağırlığını bu alanda da göstermesi ve düzenleyici-denetleyici
etkisini gerektiği zaman göstermesini istemiştir. Öyle ise O'nun
ekonomik devletçiliği değişen zaman ve koşullara her zaman uyabilir.

ÜNİTE - 27 ATATÜRK İLKELERİ (2) LAİKLİK
LÂİKLİK KAVRAMI VE DÜNYADAKİ GENEL TARİHSEL GELİŞİMİ
"Laik" kelimesi dilimize Fransızca'dan geçmiştir. Fakat kökeni eski
Yunanca'dadır. Bu dilde "Loikos" halka kalabalığa ait demektir.
Sözcük ortaçağ Avrupasında "din işleriyle ilgisi bulunmayanlar" yani
rahipler ile onlara meslek açısından yakın olanlar dışında kalanlar
aniamını kazandı.
Kavram böylece doğdu ve giderek ağır bir süreç sonunda siyasal bir
niteliğe büründü. Bu niteliği ile Lâiklik bir devletin temelini ve
hukukunu dine dayandırmaması anlamını aldı.
Laiklik kiliseye karşı duyulan çok şiddetli bir tepkinin belirtisi
olmuştur. Batıda devleti kiliseden arındırmak için uzun ve zahmetli bir
gelişme gözlenir.
Düşüncelerde giderek kökleşen laiklik hukuksal bakımdan ilk biçimini
Amerika Birleşik Devletleri Anayasasında (1787) bulmuş, ama asıl
şiddetli ve hızlı gelişimine birkaç yıl sonra çıkan Fransız ihtilali
ile girmiştir.
Din ile devlet arasında kesin bir çizginin çekilebilmesi için herşeyden
önce tam bir vicdan özgürlüğüne gereksinim vardır. Din ve vicdan
özgürlüğü bugün artık vazgeçilmez en temel haklardan biri olarak
görülüyor.
Devletlerin temelleri binlerce yıl dine dayandı. Her devlet içinde
yaşayanları kendi dinine göre yönetti. Hükümdarlar egemenliklerini
dinden aldıkları ıileri sürdüklerinden, yönetimlerinin de o dine göre
biçimlenmesinden kaçınılamazdı.
Böylece dinler giderek toplumsal özellikleri yanında siyasal nitelikler
de taşımaya başladılar; Siyasal kurumlar durumuna da eriştiler. Asıl
işlevleri bir yana bırakıldı. Din adamları katı kuralları ile toplumu
yönlendirdiler.
Toplumdaki gelişme isteği böylece donmuş, kalıplara dökülüyordu. Devlet
yönetimi içinde dinin çıkartılması, bu bakımdan büyük bir gelişme
sayılmalıdır. Böylece bir suistimali laiklik sayesinde önlemiş oldu.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NDE LÂİKLİ?İN GELİŞİMİ
Kuruluş döneminde bazı önemli konularda gösterilen esnekliğe rağmen
Osmanlı Devleti'ni o zamandaki yapısını "Laik" olarak nitelemek mümkün
değildir.
Yeni Türk Devleti 1920 yılının 23 Nisan günü kurulduğu sırada
laiklikten söz etmek mümkün değildi. Osmanlı saltanatı "tanrısal" idi.
Osmanlı Anayasası'na göre padişah "mukaddes (kutsal)" sayılırdı.
Devletin yapısı da dine dayanıyordu. Ama şimdi egemenliğin doğrudan
doğruya ulusa ait olduğu bir devlet kurulmuştu. Böyle bir devlette
artık "tanrısal" değil "ulusal" kaynak egemenliği doğuruyordu.
Egemenliğin ulusa ait olması zaten laik bir devletin kurulduğunu
gösteriyordu. Gerek saltanatın gerek ardın-dan halifeliğin kaldırılması
bu durumun mantıksal sonuçları idi. 1924 yılında tamamlanan bu ilk
adımların ardından aynı yıl yeni Anayasa (1924 Anayasası) yapıldı, bu
Anayasa'nın ilk biçiminde devlet dini vardı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin baş görev-leri arasında dinsel
hükümleri yerine getirmesi bulunuyordu. Ama aynı Anayasa Türk
yurttaşlarına geniş bir din ve vicdan özgürlüğü tanımıştı.
Ardından, 1926 yılında Türk Medeni Kanunu kabul edildi. Dinsel hükümler
dışında kalan önemli özellikler taşıyordu bu yasa. Herşeyden önce
kadına meslek seçme özgürlüğü getiriyordu. Aile yapısını tek eşlilik
esasına dayandırıyordu.
Türk Devriminin düşünce ve eylem alanındaki en önemli temel taşı
laiklik olduğundan hemen her devrim atılımı onunla ya doğrudan doğruya
veya dolayısı ile ilgilidir.
Devletin din kurumlarından arındırılması aşaması:
1. Öğretimin birleştirilmesi
2. Türk medeni kanununun kabul edilmesi
3. Halifeliğin kaldırılması
4. Tekke ve zaviyelerin kapatılması
ATATÜRK'TE LAİKLİK ANLAYIŞI
Atatürk'ün şu sözleri laiklik anlayışını özlü biçimde veriyor: "Din bir
vicdan meselesidir. Herkes vicdanın emrine uymakta serbesttir. Biz dine
saygı gösteririz.
Düşünüşe ve tefekküre muhalif değiliz. Bizsadece din işlerini millet ve
devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasde ve fiile dayanan
taassupkâr (gerici) hareketlerden sakınıyoruz.
Atatürk'ün laikliği kesinlikle dine karşı değildir. Din bir vicdan
işidir. Laiklik tam bir inanç özgürlüğü ortamında ulus ve devlet
işlerini din işlerinden ayırmaktan başka bir şey değildir.

ÜNİTE - 26 ATATÜRK İLKELERİ (3) HALKÇILIK
HALKÇILIK
Halkı ilk önce 'bir ülkede yaşayan yurttaşların oluşturduğu topluluk"
olarak tanımlayacağız. Ulus tanımında somutluktan çok soyutluk ağır
basar.
Bildiğimiz gibi ulus birarada yaşama isteği dolayısıyla sürekli olarak
bütünlük gösteren bir topluluktur. Halk ise somut bir kavramdır. Ulus
gözle görülmez ama halk somut olarak kendini belli eder.
Halk dediğimiz zaman ulus kavramı üzerindeki manevi örtü kalkar ve
yurttaşların çeşitli kesimlerini somut bir biçimde gösteren tablo
ortaya çıkar.
Diğer deyişle ulusu oluşturan insanların somut bir biçimde görülmesi
ile beliren topluluk halktır. Yani ilk halk kavramı somut bir olgudur.
ATATÜRK'IN HALKÇILI?I
Atatürk'ün ortaya koyduğu halkçılık ilkesi üç e-sas üzerinde yükselir.
- Yeni kurulan devlet, belli bir zümreye, belirli çıkarlara sahip
kimselere değil, doğrudan doğruya halka dayanır. Yeni Türkiye devleti
halka değer veren bir devlettir, halkın devletidir.
- Atatürk halkın içindeki çeşitli tabakaları, grupları, kümeleri yalnız
iş alanları bakımından farklı görür. Bunun dışında bütün bireyler,
birbirine eşittir; ayrıca her meslek sahibi de diğerleriyle aynı
saygınlığı görür.
"Türkiye Cumhuriyeti" halkı ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil ve
fakat kişisel ve toplumsal yaşam için iş bölümü itibarıyla çeşitli
mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek esas ilkelerimiz-dendir.
- Atatürk'e göre halkçılığın esaslarından biri de, halkın mutluluğunun
gene halkça, birbütün olarak sağlanmasıdır. Bunu gerçekleştirmek için
de herkesin çalışması gerekir.
Özetleyecek olursak Atatürk, Türk halkını kendi kendini yöneten, ulusal
egemenlik esasına göre demokratik bir rejim içinde yaşayan , birbirine
hakça eşit, toplumsal dayanışma içinde bulunan insanların oluşturduğu
birbütün olarak görmektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin sosyal bir bir
hukuk devleti olmasındaki temel ilke halkçılık ve ulusçuluktur.

_________________________________________________
[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.webyardim.org
 
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Ders Notları
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Atatürk Üniversitesi Öğretim Görevlileri
» açık öğretim
» FIKRANIN TARİHÇESİ
» ortaköy tarihi
» Resimin tarihi nedir ? Resim sanatının tarihi?

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Türkçe Yardım Forumu Servisi ( www.webyardim.org ) 2008 - 2017 :: AÇIK ÖĞRETİM FAKULTESİ (Anadolu Üniversitesi) :: Ders Notları & İpuçları :: 2. Sınıf Ders Notları-
Buraya geçin: